Bebeklerde Beslenme ve İştah

İlk 6 ayda beslenme zorlukları

Bebeklerde Beslenme ve İştah

Bebeklerde Beslenme ve İştah

COCUKDOKTORU.NET/ İZMİR

İlk 6 ayda beslenme zorlukları:

Doğuştan getirirlen yarık damak, yarık dudak gibi anatomik kusurlar, pilor darlıkları gibi sürekli kusmalara yol açan durumlar, emilim bozukluklarına yol açan metabolik ya da enfeksiyöz nedenli ishaller beslenme iştah ve kilo almayı bozabilir. Bunların yanısıra daha sık ve hemen her bebekta karşılaşılan burun tıkanıklıkları da bebeğin beslenme sırasında nefes almasını bozarak onun emmeye ara vermesine neden olur. Burnu tıkalıyken ağzı ile acıktığı için emmeye aynı zamanda da nefes almaya çalışır, bu arada hem hava hem süt yutar. Ardından gaz problemi çıkar, bebek ağlar ememediği için karnı iyi doyup uyuyamaz, anne de üzülür. Annelerin çoğu hamilelik sırasında kansızlıkları nedeniyle kan ilaçları kullanırlar ve bunu doğumdan sonra kullanmazlar. Böyle durumlarda bebek diğer bebeklerden daha erken dönemde kansızlık ile karşılaşabilir. Kansızlığın beslenmeye olumsuz etkisi ise beslenme ve sindirim sırasında çabuk yorulma ve dildeki tat tomurcuklarının iyi tat almaması şeklinde ortaya çıkabilir.

Bir fizyolojik gereksinim olan beslenmenin bu kadar çok faktör tarafından etkileniyor olması karşılaşılabilecek sorunların neden bu kadar çok ve çeşitli olduğunu açıklayabilir. Bu etkileşimler doğduğumuzda en az seviyededir. Yaşadıkça çeşitlenir. Çünkü bebek doğduğunda iştahı ve beslenmesi için sosyal, kültürel veya ekonomik faktörlerden henüz pek etkilenmez. Çünkü tamamen vücudundan gelen uyaranlar ile beslenme ihtiyacı duyar, tek bir besini ve o besini sağlayan tek bir kişi vardır: Annesi ve anne sütü.

Emzirme döneminde annelerden bebeğim de pek iştahsız sözünü nadiren duyarız. Bununlu birlikte, emzirme döneminde bebek beslenmesi için sadece annesi ve anne sütüne bağlı ise de annenin daha bu dönemde bebeğini emzirmeye yaklaşımı, bu konudaki bilgi ve davranışları bebeğin iştahı, beslenme konusundaki fikirleri üzerinde rol oynar. Anne ile bebek arasında en önemli alışveriş emzirme ve besleme sırasında olur. Annenin bu işi yaparken ne kadar istekli, sevecen, zamanında olduğu ya da ne kadar gönülsüz, sabırsız ve tahammülsüz olduğu çok önemlidir. Bebek beslenmesini sevilmesinin bir işareti olarak algılar.

Emzirme sürecinin ilk haftalarında anne acemilik çekerek bebeğini ne kadar sıklıkla besleyeceğini bilemeyebilir. Eğer birileri de ona bebeğini ağladıkça besleyeceksin tavsiyesini vermişse o da emzirmek için bebeğin ağlamasını bekleyebilir. Halk arasında "ağlamayan çocuğa meme verilmez" şeklinde deyimimiz yok mu? Ancak minicik bir bebeğe besleme konusunda uygulanacak olan bu yöntem hiç de istenecek bir şey değil. Yani bebek ağlayacak kadar acıkacak ki beslenebilsin. Anne doğrusunun bu olduğunu zannedebilir. Ve bebeğini her beslemeden önce ağlayacak kadar bekletebilir. Bu da bebekte beslenme deneyimleriyle ilgili olumsuz duyguların oluşmasına ve annesi ile olan iletişiminde sorunlara neden olabilir. İŞİN DOĞRUSU İSE BEBEK AĞLADIKÇA DEĞİL İSTEDİKÇE BESLENMESİDİR. Bebek bunu ağlamadan gösrerir mi? evet gösterir. Bebeğin davranışlarını ve kendini takib eden anne daha o ağlamadan acıkmaya başladığını anlayabilir. Özel bir hat oluşur aralarında ve bu zorlanmazsa anne bebek iletişimi çocuklukta da sürer ve güven duygusunu oluşturur. Bu çok önemlidir. Ağlamak zorunda kalmadan beslenmesi bebeğin sevildiği ve kabul edildiğine dair duygularını destekler, kendine ve onu besleyene güvenir.

Kansızlık sorunu ülkemizde doğru beslenmenin çok iyi bilinmemesi ve uygulanamaması nedeniyle özellikle kadınlar ve çocuklar arasında çok yaygın bir sorundur. Kansızlığın büyümekte olan bebek ve çocukların hem fiziksel hem de zihinsel gelişme üzerinde olumsuz etkileri dünyaca bilinmektedir. Bu nedenle ülkemizde de Sağlık Bakanlığınca çok güzel bir uygulama başlatılmıştır. Sağlık ocaklarında bebeklere ücretsiz aşı uygulaması yanısıra 4. aydan itibaren, kansızlığa karşı korumak üzere yine ücretsiz demir damlası verilmektedir. Biz çocuk hekimi olarak bu uygulamanın da ülke geleceğinin daha sağlıklı ve sağlam zihinlere emanet edilmesi bakımından çok kritik olduğunu düşünüyor ve destekliyorum.

Ek Gıdalara Geçişte Beslenme ve İştah Sorunları:

Bebekler doğduğunda kendi başına besin temin edemez, mevcut besine ulaşamaz, besinleri eliyle tutmayı ve ağzına götürmeyi, eline almaya başladığında gıda olanla olmayanı ve ona uygun olup olmadığını bilemez. Ağzında dişleri yoktur, ağzına verilen bir gıdayı çiğnemeyi, ezmeyi çevirmeyi beceremez. Sindirim sistemi bir yetişkin gibi çalışmaya en erken ağzındaki dişlerinin de çıkmasının tamamlandığı iki yaşından sonra başlar. Özellikle bu süreç tamamlanasıya kadar her ay yeni bir işlevi yapabilir hale gelir. doğduğunda emmeyi ve yutmayı başarabilir. 6.aydan sonra dişleri çıkmaya başlar, 7. ve 8. aylarda yiyecekleri dili ve damağı arasında sıkıştırıp ezmeyi, 9. aydan sonra çiğnemeyi başarabilir.

Henüz dişleri yokken dişle yenilecek bir gıdanın ve ya, çiğnemeyi bilmiyorken çiğnenmeden yutulamayacak kıvamda gıdaların verilmesi, onun o gidayı reddine ve yemeklerle beslenmesinde sorun oluşturmasına neden olur. Herşey zamanla fizyolojik olarak büyümesi, gelişmesi ve öğrenmeye başladıktan sonra ona neyin öğretildiğine bağlı olarak şekillenir ve yerleşir. Böylelikle beslenme ve iştah konusunda bir davranış, tercih, yeme alışkanlığı kazanır. Annenin veya bebeğe bakan kişilerin bu dönemde sevecen ve içten yaklaşımları, bebeğin çocuğun ihtiyaçlarını zamanında, doğru anlayıp uygun şekilde giderebilmesi kritik öneme sahiptir. Sevildiğini, kabul gördüğünü, anlaşıldığını yeterince hissedemeyen mutsuz bir bebek veya çocuk tepkisini en kolay ona verilen besini reddederek göstermek isteyecektir.

Bilinçli bir anne ilk altı ay bebeğini sadece anne sütü ile besler. Altıncı aydan sonra ise anne sütü vermeye devam ederek bebeğin fiziksel, zihinsel ve sosyal büyüme ve gelişmesine uygun olarak ek gıdalara başlanır. 2.- 3. yaşlardan sonra daha çok görülen iştahsızlıkla ilgili belki de ilk hataların en çok yaşanmaya başladığı zaman bu aylardır. Çünkü; bu süreçte bebeklerin alabileceği gıdalar oldukça kısıtlıdır. Çoğu süt ve nişasta bazlıdır. Muhallebi, çorba veya en fazla püre kıvamında olmalıdır. Yenilebilecek besin çeşitliliğinin az olması, onları yiyecek kişinin bunları ancak ikinci bir kişinin yardımı ile alabilmesi ve dikkatinin kolay dağılabilmesi, ikna edilmesinin zorluğu, dil bilmemesi, konuşup istediğini söyleyememesi, konuşulanı anlayamaması, hazırlanıp önüne konulan mamanın kadrini, kıymetini bilememesi bu dönemde hem bebeklerin hem annelerinin sıkıntılı anlar yaşamalarına neden olur. Bu dönemde bu sorunların içinden nasıl çıkacağını ve bebeğini tam olarak nasıl besleyeceğini bilemeyen anneler hızla iştahsızlık sorunu ile karşılaşırlar.

Ek gıdalara geçiş döneminde en çok karşılaştığımız sorunlar:

- Bebegin beslenmesini zorlaştıran doğuştan veya sonradan edindiği bir sağlık sorununun olması. Dil, damak, diş sorunları, sindirimi veya fenil ketonüri gibi, istenilen gıdayı vermeyi engelleyen metabolik bir hastalığının veya yutmasını zorlaştıran santral sinir sistemi hastalığının olması,

- Bebeğe gereken gıdaların temininde ekonomik engelin olması. Ortalama gelir düzeyine ve ailelerin sahip oldukları çocuk sayısına bağlı olarak, onlara gerektiği gibi bakabilmekte ekonomik bakımdan yetersiz kalabilirler. Böyle bir sorun kısa sürerli ise çocuklarda pek kalıcı etkileri olmaz, ancak uzun süreli yaşandığında, büyüme ve gelişmesi sırasında hergün, sürekliliği kesilmeden temel gıdaları alması gereken bir vücut, eninde sonunda bunların eksikliğinin sonuçlarını yaşayıp gösterecektir. İdeal olan anne baba adaylarının çocuk sahibi olmayı daha düşünmeye başladıklarında, sahip olacakları bebek ve çocuk için bilmeleri ve yapmaları gerekenleri önceden öğrenmeye hazır olup, üzerlerine düşecek sorumluluğu, ve bunun getireceği maddi manevi yükleri, ihtiyaçlarının neler olacağını önceden hesaplayıp, maliyetinin çıkarılması değil mi? Şimdi bu yazıyı okuyanların yüzünde çeşitli ifadelerin belki de gülümsemelerin olacağını tahmin ediyorum. Ama bir çocuk hekimi olarak böyle düşünüyorum. Talep olduğunda, daha sonra ayrı bir yazıyla, bu konuyu daha ayrıntılı olarak tartışmayı isterim. Çünkü çok önemli olduğunu düşünüyorum.

- Bilgi Eksikliği: Bebeklerin ve çocukların ilk hayat kılavuzu, ilk öğreticisi olarak annelerin bilgi, bilinç, hayatı bilme ve anlama düzeyleri ile bunu uygulama, öğretme yetenekleri kritik öneme sahiptir. Aynı ekonomik alım gücünde iki ayrı ailenin sağlıklı birer çocukları olduğunu farzedelim. Bunlardan birinin annesi daha eğitimli, bilgili ve bilinçli iken diğerinin annesinin eğitim almadığını ve hiç bilinçlenmediğini düşünelim. Doğal olarak eğitimli annenin çocuğuna daha iyi bakabileceğini, sorunlarını daha iyi, vaktinde anlayıp, doğru yardımı yapabileceğini ve çocuğunun daha mutlu olacağını düşünmez miyiz? Neden bütün çocuklar bu şansa sahip olmasın? İşte kızların okumasının en önemli gerekçelerinden biri daha. Toplumda söz sahibi olmada çoğunluğu elde tutan erkek populasyonunu da hayata ilk hazırlayıp gelecek hayatta bilinç altı temelini kuran o değerli kişiler annelerdir.

- Aile İçinde Diyalog ve Davranış Sorunlarının Yaşanıyor Olması: Büyükler ev içinde birbirleriyle yaşadıkları diyalog sorunlarının, tartışmaların, kavgaların ve davranışlarındaki kusurların o anda bebekleri ve çocukları ilgilendirip ilgilendirmediğini ya da etkileyip etkilemediğini düşünmeyebilirler. Bu tür sorunlar tekrarlayıp uzun süreli olursa bebekler ve çocuklar bundan muhakkak olumsuz etkilenirler. Onlar böyle durumlardan en çok zarar görenler olur. Ayrıca evde birbiriyle tartışan ebeveyn çocuklara da farkında olmadan ters ve sinirli davranışlar gösteriyor olabilir. Onların üzülmesinin veya depresyonunun işaretleri çoğunlukla gözden kaçar ve çocuğun neden iştahsız olduğu ile ilgili altta yatan bir başka çözüm aranır. Doktora götürülen çocukların yarıya yakınında aileleri tarafından iştahsızlık şikayeti bildirilir. Bunların çoğunda ise altta yatan bir organik neden bulunamaz. Aile bu durumda doktorun bile bu konuda onlara yardımcı olamadığını düşünerek olayı kanıksar ve şikayetin ortaya çıkmasında rol oynayabilecek ev içi davranış kusurlarını böylece atlar. Ülkemizde çocuk ruh sağlığı uzmanlarının kısıtlı sayısı, ailelerin ruh sağlığı ve davranış kusurları ile ilgili konularda yardım alma konusunda bilinçsiz tutum ve yaklaşımları sorunların çözümlenmeden kalmasına neden olur.

Öneriler :



- Bebeklerin yaşlarına uygun gıdalarla beslenmesi: İlk altı ayda sadece anne sütü verilmesi. altıncı aydan sonra ek gıdalara başlaması ve mümkünse iki yaşına kadar anne sütüne devam etmesi. Bu konuda annenin doğumdan, hatta hamile kalmadan önce bilgilenmesi ve kendini hazırlaması.

- Ek gıdalara başlama:

Bebeğin bir yaşına kadar her ay hangi gıdaları yemeye başlayabileceğinin öğrenilmesi: Bu konuda doğru bilgiyi anne, sağlık ocaklarından, çocuk hekimlerinden, herkesçe onaylanmış, bu konuda ihtisaslı kişilerce yazılan kitaplardan alabilir.

Uygun ek gıdaların temin edilerek doğru şekilde hazırlanması: bir gıdanın yetişkinlere hazırlanması ile bebek ve çocuklara hazırlanması farklı olur. Mesela henüz dişlerinin hepsi tam olarak çıkmamış, ısırmayı, koparmayı, çiğnemeyi başaramayan bir bebeğe karı gıda verilemez. bir yaşına kadar yiyeceklere tuz konulmamalı. Kızartma, kavurma yerine haşlama, püre yapılmalı.

Öğün aralıklarının olması gerektiği gibi ve bebeğe de uygun şekilde hazırlanıp, öğün saati geldiğinde bebeğin bekletilmemesi: ilk haftalarda bebekler uykudan her uyandıklarında beslenmek isterler bu da günde 8 - 12 öğün eder. Aylar ilerledikçe geceleri beslenmek için daha az uyanırlar ve öğün sayısı gittikçe azalır. Altıncı aydan itibaren gece 6-7 saat uyuyabilirler. Gündüzleri de 3-4 saat ara ile beslenirler. Bu üç ana öğün, üç de ara öğün olarak planlanabilir. İki yaşından sonra ise 4 saat arayla 4 öğün olarak planlanabilir. Öğün saati geldiğinde ise taze hazırlanmış öğünü yemeye hazır olmalıdır. Bir çocuk ne kadar küçük ise beklemek için tahammülü o kadar az olacak ve maması gecikirse yemeyerek cevap verecektir. çünkü maması hazır olasıya kadar o beklemekten yorgun düşüp üstelik de uyku saati gelebilir. Bu durumda iken onu yemeye zorlamak ise başarısızlıkla sonuçlanır.

Bebeğin sevmediği, alışamadığı gıdalar konusunda ısrarcı davranılmadan sevmediği bir gıdanın yerini tutacak ona uygun başka bir gıdanın denenmesi. Yemesi gereken gıdalar arasında ıspanak püresi olabilir. Ama sevmediyse ona illa ıspanak püresi yedireceğim derken aslında bir işkence ci gibi davrandığınızı farkedemeyebilirsiniz. Bırakın o gün kolay kabul edebileceği başka bir püre yesin. Bir başak gün ise ıspanağı diğer sevdiği yiyeceklerle birlikte hazırlanmış olarak sunmayı denersiniz ve ayın yemeği kendiniz için de hazırlayıp iştahla ve tabakta hiç bırakmadan yemelisiniz. Yeni başlanan bir yemeği ona tercihan aç iken verin ki reddetmesi zor olsun ve küçük bir porsiyon halinde olsun ki bitirmesi zor olmasın.

Bebeğe veya çocuğa sevgi ve hoşgörü ile yaklaşılması. Yemek yerken oyun oynamak istemesi yapacak daha bir çok işi de olan annenin sabrını zorlayabilir. Yemek yerken azarlanması, terslenmesi sonucu o da yemeyi keserek tepki verebilir. Her fırsatta onun takdir ve teşvik edilmesi. Asla korkutacak şekilde azarlanmaması, yaptığı hataların üzerinde fazla durulmayıp iyi yaptığı şeylerin alkışlanması. Yemeğini bitirdiği zaman söz ve davranışlarda onu ne kadar beğendiğinizi göstermekten çekinmemelisiniz. Bundan ne siz ne de çocuğunuz zarar görür. Bunu sadece yemek yerken değil diğer hareketlerinde de uygulayın ve aranızdan barış ve güven hiç eksik olmasın.

Öğün aralarında gıda olarak iyi besin değerinde olmayan, abur cubur olarak nitelenen, onun dikkatini çekecek renkli ve şekerli gıdaların verilmemesi. Çukulata, şekerleme türü yiyeceklerin öğünden önce verilmesi, çocuk bunların neden yenilmemesi gerektiğini anlayamayacağı için tamamen büyüklere ait bir hatadır. Bir kaç kez bunu yaparsanız, çocuk janjanlı paketleri, şeketli ve çok lezzetli tadları, içlerinden çıkan sürpriz hediyeleri ile neden sürekli bunlarla beslenemediğini anlayamaz. Elbette bunlar da midede diğer gıdalar kadar sindirim sürecinden geçerler. Ve öğün vakti geldiği zaman asıl yemesi gerekeni yemek istemez. Bu durumda yapılması gereken bu tür gıdaları ona göstermemektir.

İnek sütü: Süt çocukların beslenme ve büyümesinde en temel gıdalardan biridir. Ancak süt konusu araştırıldıkca bu konudaki bilgilerimiz her geçen gün artıyor. Beslenme ve iştah konusunda inek sütünün çok özel ve önemli bir yeri vardır.

Bir defa, önce çocuk ve beslenme deyince herkesin gözünün önüne kolayca elinde bir biberon süt olan küçük bir çocuk gelebilir. Neredeyse süt çocuk beslenmesinin sembolu halindedir. Ancak son 15-20 yılda yapılan çalışmalar göstermiştir ki inak sütünün çocuk beslenmesinde olumsuz ekileri de vardır. Bunlardan kısaca bahsedecek olursak:

İnek sütü, ineklerin bebekleri için şifrelenerek inek hücrelerince imal edilir. İnsan bebeği sindirim sistemi için uygun değildir. İnek sütü proteini insanlarda allerji yapabilir. Bu allerji sonucu ishaller, barsak mukoza hücrelerinde mikroskobik kanamalar ve inflamasyon dediğimiz rahatsızlık olabilir.

İnek sütü bebek böbrekleri için yoğun oranda mineral içerir, bu yoğunluk su ile dilüe edilebilir ancak bu durumda diğer besin ögelerinin oranı bozulur. İlave edilecek olan şeker, yağ da anne sütündeki şeker ve yağ moleküllerinden farklıdır ve bebekler bunları sindiremezler.

İnek sütünün demir içeriği daha düşüktür, ayrıca diğer gıalarla alınan demirin emilimini de baskılayabilir. Ayrıca barsakta mikro kanamalara da yapabildiği için kansızlığın oluşmasını destekler.

Bazen anne çocuğunun, bebeğinin hiç bişey yemediğini söylerken ona güniçinde ne kadar süt içirdiğini söylemeyi unutur. Doktor ama sen bu kadar süt veriyorsun dediğinde "Ne yapayım hiç bişey yemiyor, bari süt içsin, yoksa açlıktan ölecek diye korkuyorum" der. Anne bu davranışıyla beslenmedeki en bilinen hataya düştüğünü farkedemez. Tek yönlü beslenme dediğimiz bu durum vücuda dengeli besin ögelerinin alınmasını engeller; iştahı, çocuklarda gelişimi ve büyümeyi durdurur. O halde çocuklara ve bebeklere süt verilmesinin belli kuralları ve ölçüsü olmalıdır.

İnek sütü bebek ve çocuklara sindirim sistemi gelişimini tamamlayıp bir yetişkininki gibi çalışmaya başladıktan sonra verilmeye başlanmalıdır. Bu yaş iki yıldır.

Bir günde en fazla 400 ml, yani iki su bardağı süt verilebilir. Bu miktarı geçtiğinde kansızlık ve iştahsızlık yapması kolaylaşır. Hergün bu miktar süt onun ihtiyacı için yeter de artar.

Çocuğunu elinden tutup doktora gelen anneler babalar doktordan diğer sorunlarını hallettikten sonra, ağrı kesici ilaç ister gibi "Ya doktor şuna bir de iştah şurubu versen" derler. Ya da aileler tarafından vitamin şuruplarının bu iş için olduğu zannıyla doktordan vitamin şurubu taleb edilerek sorun halledilmeye çalışılır. Bu istek karşısında doktor, sorunun böyle halledilemeyeceğini bildiği için, zaten çok kısıtlı olan zamanda aileye

"Keşke öyle elimizde her derde derman bir iştah şurubu olsa diyerek" kısa ve kestirmeden cevaplar vererek yardımcı olmaya çalışır. Hastanelerde doktorla karşılaşma sürelerinin kısa olması ailelerin bilinçlenme için yeterince yardım almalarını ve ne yapmaları gerektiği konusunda kafalarında net bir çözüm yolu oluşmasını sağlayamamaktadır. Umarım bu yazı bu konuda, bir hekimin aileler ile paylaşmak istediği bilgilere biraz da olsa ışık tutabilir, yol gösterici olabilir.

https://cocukdoktoru.net/